29 Eylül 2009 Salı

santraforun rüyası


Ayaktopunun anlattığı hikayeler

Santrforun Rüyası/Laszlo Darvasi/iletişim yayınları 2008/çev. Fikret Doğan/158 sayfa

Topun yuvarlanabildiği bütün yaşam alanlarında, insanlara ait hikâyelerin futbol oyununa mutlaka dokunduğuna şahit olunur. Top; sevincini, hüznünü, kavgasını, gürültüsünü peşine takıp, yuvarlanırken; gönlünü çaldığı insanların gündelik yaşamlarını bazen tümüyle bazen de maç günlerine özel zaman aralıklarıyla ele geçirir. Günler geçtikçe âşık olanın cümle içinde kullandığı futbol terimleri çoğalmaya, en ciddi meseleler bile bu terimlerle açıklanmaya, konuşulmaya başlar.

Macar edebiyatçı Laszlo Darvasi de hayatını kaplayan futbol terimlerini anlamak için kendi memleketinden başlayıp, dünyanın farklı coğrafyalarına uzanan edebi bir yolculuğa çıkıyor. Ayaktopunun ardı sıra çıkılan bu yolculukta Darvasi; savaşlarla, kıyımlarla, afetlerle yerle bir olmuş şehirlerden futbol öyküleri çıkarmayı başarıyor. Hayalle gerçeğin uyumu ve mizahın zekice kullanılmasıyla futbol kitabı kalıplarını aşıp, edebi bir yapıta dönüşen Santrforun Rüyası, futbolun bütün ‘hallerine’,oyunun tüm kahramanlarına yer veriyor. Özellikle futbolcuların dünyasını tercüme etmekte ki başarısı, kitabı diğer futbol edebiyatı kitaplarından ayırıyor. Yazar futbolcunun hayatla ve oyunla kurduğu ilişkiyi, oyuncuların psikolojisini, fanteziyle gerçek arasında kurduğu dünyada o kadar güzel anlatıyor ki; maçta yenilen tekmelerin ağrısını, baldırlarınızda hissediyorsunuz. Darvasi’nin, yeryüzünü sallayan oyunun başrolünde ki futbolcuların dünyasına bu kadar hâkim olmasında, geçmişte yaptığı futbol röportajlarından edindiği tecrübelerin etkili olduğunu söylemek mümkün. Zaten yazar da kitabının ithaf kısmında, ilk sırada ‘dünyanın bütün futbolcularına’ teşekkür etmeyi unutmuyor.
Kitabın içindeki parçalarda, futbol sevme biçimleri birbirine benzeyen okurlarda aynı duyguları uyandıracak birçok bölüm mevcut. Ben de ‘forma kururken’ başlıklı bölümü okurken, yani daha maçın henüz başındayken, İletişim Yayınlar’ının yeni transferi Darvasi’yle gönül bağı kurmamı sağlayacak cümlelerle karşılaştım. Yaptığı yolculuklarda, yanından geçtiği sahaları anlatırken ‘Tek bir sefil saha yoktur ki, Makedonya, Burgenland veya Fas’ta yanından hızla geçip giderken içimizde özlem dolu, yürek yakıcı ama bir o kadar da müthiş güzel bir duygu uyandırmasın.’diye yazmıştı. Farklı coğrafyalarda bile olsa aynı duyguları yaşayanların içini ısıtacak bu cümleler; bana yazarla, yine onun aynı bölümün sonunda belirttiği gibi, bir ‘akrabalık’ bağım olduğunu düşündürdü. Mesafelerle uzak, ama futbol sevgisiyle yakın bir akrabalık.
Kitabın ‘Dünya tarihine ilişkin kenar notları’ bölümünde bizi tersine yazılmış bir Macaristan futbol tarihiyle selamlamış yazar.1954 Dünya kupasının finalini F.Almanya karşısında, Macarların resmi kayıtların aksine kazandığını ve bundan sonra travmaya giren Alman futbolunun Macarların dünya ve Avrupa şampiyonluklarını kıskançlıkla izlediklerini kurguluyor. Macarların futbol kültüründeki Almanya kompleksinden faydalanılarak yazılan bu bölüm hakikaten çok eğlenceli. Kendi milli takımlarının yeterince iyi olmadığını söyleyerek, Avrupa şampiyonasına katılmaması gerektiğini düşünen Avusturyalı futbol aktivistlerinin getirdiği mizahi yorumu anımsatan bir üslupla yazılan parçalarda yazar,Macar futbolunun eleştirisini yapıyor.Yine bu bölümde Darvasi,Srebrenica’ dan ,Dublin’e; barikatlardan,siperlerden işittiği futbol öykülerini anlatırken,bir yandan bu coğrafyaların acılarından bizi haberdar ediyor.Tito sonrası Yugoslavya topraklarından,Honduras’a, topun bıraktığı izleri, ne kadar hüzünlü olursa olsun, gülümseterek not etmeyi başarıyor.
Hepsi ayrı ayrı birer yıldız olan hikâyelerden, bir takım oyunu yaratmayı becerebilen Darvasi, kitabın diğer bölümlerinde ustalıkla kurgulanmış bir futbol evreninde, oyunun küçük büyük bütün unsurlarına rol vermeyi ihmal etmiyor. Her vurduğu gol olan santrforun bu durumdan duyduğu sıkıntının ya da hiç oyuna girememiş bir Danimarkalı oyuncunun mutluluğunun nedenlerini bu hikâyelerde anlatıyor. Endişesi, artık deliliğe dönüşmüş bir kalecinin verdiği dilekçe de, adsız bir santrforun gönderdiği mektup da okuyanın ilgisine sunulmuş. Emeklisinden, heveslisine, gencinden, yaşlısına bütün futbolcu ahalisine yer veren yazar, bazen anlatıcı rolünü bırakıp, onları dinlemeyi tercih etmiş. Bu bölümler de kitabın hücum gücünü artıran katkılar sağlamış.
Yazar, topun uzun yollar kat ettikten sonra, en son nereye vardığı sorusunu, kitabın sonsözünde cevaplıyor. Kitabın bitişi, hiç sonlanmasını istemediğiniz bir futbol maçının burukluğunu yaşatıyor. Tribünden ayrılırken, aklımızda kalan güzel hikâyelerin, gerçeklerin dünyasından uzak olduğunu hatırlayınca, cehennem de bile olsa topun peşine düşüp anlatacaklarını yeniden dinlemek istiyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder